Page 46 - 12_edebiyat_ogretmenin
P. 46

44                                                                     HİKÂYE
          MODERNİZM

          o   Modernizm, bütün dünyada yankılar uyandırmış bir sanat-edebiyat akımıdır. Modernizmi kısaca
             “geleneksel olanı reddetme tavrı” olarak tanımlayabilir, bu bağlamda modernizmi benimseyen
             hikâyecilerin geleneksel ve yerleşik anlayışı reddettiklerini söyleyebiliriz. Modernizmin doğuşun-
             da I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı’nın insanlık üzerindeki yıkıcı etkileri büyük rol oynamıştır.
             Bu savaşların yaşandığı dönemde insan, yaşadığı dünyada hep acılarıyla baş başa kalmış ve
             yalnızlıktan kurtulamamıştır. İnsanların bu durumunu anlatmak gerektiğine inanan modernist ya-
             zarlar gerçekten, düşten, bilinç ve bilinçaltından birer tutam alarak hepsini beraberce yoğurmuş
             ve hikâyelerini biçimlendirmişlerdir.
                                                  YAYINEVİ
          o   Yine modernist yazarlar, geleneksel romancıların aksine kişilerin iç dünyalarını eserlerine kat-
             mayı ve “dün-bugün-yarın”dan oluşan zaman zincirini kırmayı hedefl erler. Artık yolculukları
             “dış”a değil “iç”e yöneliktir. Karakterlerin anılarını ve bilgilerini, kafalarından neler geçtiğini, dil-
             lerinden dökülmeyip kalplerine gömdüklerini okuyucuya aktarabilmek için bilinç akışı, iç konuş-
             ma ve iç diyalog gibi teknikler kullanırlar. Sinemadan aldıkları geriye dönüş (fl ashback) tekniği
             ile de katı zaman zincirini kırmayı amaçlarlar. Bu teknikler sayesinde okuyucu, hem karakterler
             hakkında daha doğru bilgiler edinir hem de bugünde durup geçmişin araya girmesiyle iç içe geç-
             miş zaman ve olaylardan oluşan bir hikâye okur.
          o   Modernist eserlerde neden-sonuç ilişkisi ortadan kalkmıştır. Eser, en baştan başlamak veya be-
             lirli bir sonla bitmek zorunda değildir. Yazar, insan dışındaki dünyayı yalın biçimde yansıtmaktan
             kaçınır; geleneksel anlatımın dışına çıkar, yer yer alegorik anlatımdan yararlanır, sözcüklerin
                      EDİTÖR
             çağrışım gücünden yararlanarak şiirsel bir dil kullanır.
          o   Modernizm; geleneksel olanı yeni olana tabi kılma tavrı, yerleşik ve alışılmış olanı yeni ortaya çı-
             kana uydurma eğilimi olarak tanımlanabilir. Modernizmle birlikte özellikle gerçeklerin göründükleri
             gibi olmadığı, yerleşik kurallara ve toplumun bayağılığına isyan düşüncesi ağırlık kazanmıştır.
          o   Modernizmi esas alan eserlerde geleneksel anlatım ve yapı reddedilmiştir. Alegorik anlatıma
             önem verilmiş; duygu, düşünce ve davranışlarıyla insanın karmaşık bir varlık olduğu kabul edil-
             miştir. Bireyin hayatının huzursuzluk üzerine kurulduğu düşünülmüş, kişinin bunalımlarına ve
             toplumla çatışmalarına yer verilmiştir. Ayrıca hikâyelerde çağrışıma çok yer verilmiş, şiirsel bir
             anlatım benimsenmiştir.
          o   Modernist yazarların, temsilciliğini Franz Kafka, Albert Camus, J. P. Sartre’nin yaptığı, varoluş-
             çuluktan etkilendikleri görülür. Bu akım bireyin kendi özünü bulması gerektiğini, hür olmanın
             son derece önemli olduğunu, kişinin geleceğini kendisinin verdiği kararların oluşturduğunu ve
             bu yüzden bireyin kendisini sorgulaması gerektiğini savunur. Burjuva toplumuna karşı isyancı
             yaklaşımı destekleyen varoluşçuluk, eserlerde özellikle küçük burjuva aydınının ruhsal bunalım-
             larının işlenmesine neden olmuştur. Modernist edebiyat bu yüzden “bunalım edebiyatı” olarak
             da adlandırılmıştır.

          POSTMODERNİZM
          o   Postmodernizm sözcüğü, post (sonra) ön ekiyle modern (çağdaş) sözcüğünün birleşmesi sonu-
             cunda oluşmuş bir terimdir. Kelimeyi oluşturan ifadelerin Türkçe karşılıkları düşünülürse kelime,
             “modernizm sonrası” ya da “modernizm ötesi” diye ifade edilebilir. Ancak yine de üzerinde hâlâ
             tartışmalar yapılan ve tam anlamıyla tanımı yapılamayan bir kavram olduğunu da söylemek gerekir.
   41   42   43   44   45   46   47   48   49   50   51